| |
Bu Şarkılar Milattan
Önce
“Mezar Taşı Kaybolur, Şarkı Kaybolmaz”
Adige Atasözü
Adige ve Abhaz halklarının
kültürel sınırlarının oldukça geniş olduğunu söyleyen
bilim adamları, bu halkların dillerini, sözlü
kültürlerini, gelenek, görenek, inanç sistemleri ve
arkeolojik eserlerini değerlendirerek bu halkların
dünyanın en eski uygarlıkları olan Sümer, Hitit ve
Mezopotamya kültürleri ile yakın ilişki içerisinde
olduklarını ortaya koymuşlardır.
Müzik ve tarih
birbirinden uzak değildir, tarihin en eski
çağlarına baktığımızda müziksiz bir dönem göremeyiz,
Adige Mitolojisinde, yeryüzündeki bütün sesleri kontrol
eden müzik tanrısının adı Ashemez’dir.
Öküz boynuzundan yapılan ve bereket tanrısı Thağelec
tarafından kendisine verilmiş olan; bir tarafı beyaz,
bir tarafı siyah bir flüt vardır. Beyaz tarafı
üflediğinde bolluk bereket olur, her yerde çiçekler
açar, doğa güzelleşir, siyah tarafı üflediğinde ise,
dünya kararır, toz toprak içinde kalır, fırtınalar
kopar.
Adigeler ve Abhazlar doğaya çok önem
verir, onlar doğaya saygı duyulmazsa, doğanın nasıl
intikam alacağını çok önceden öğrenmişler ve o
yüzden doğadaki pek çok şeyi kutsamışlardır. Hele ağaç o
kadar kutsaldır ki, ağaçların koruyucusu beline kadar
ağaç, üst tarafı son derece güzel, altın gümüş süslemeli
bir kadın görünümünde betimlenir. Doğa, dua, dans ve
müzik iç içedir.
Müzikologlar Adige-Abhaz Halk
Şarkılarının çok eskiye dayandığını bir kısmının çok
tanrılı dönemlerden kaldığını söylemekte: “
Bu folklorik şarkılar, relikt (fosil) şarkılar
olup stilistik özellikleri, işlevsel görevleri
bakımından MÖ ki tarihlerden beri gelişmiş formlara
sahiptir” demektedirler.
Bu
şarkılar bir bestecinin elinden çıkmış şarkılar olmayıp
halkın yaşamından doğan, onun duygu ve düşüncelerini,
endişelerini, korku ve sevinçlerini, doğanın
zenginliğini yansıtan, üretimi, bereketi arttıran,
işi ve yaşamı kolaylaştıran ses, söz ve tınılardan
oluşmaktadır. Bu ritüellere ilişkin anılar, inançlar,
danslar ve davranışlar günümüze kadar gelmiş
bulunmaktadır.
Adige ve Abhaz halkları semavi
dinleri en eski dönemlerden beri tanımaktadır. Bu gün
bile Abhazya’da ibadete açık pek çok kilise vardır. Hele
Müslümanlık için birlerce yıllık anayurtlarını terk
etmişlerdir. Ama ne ilginçtir ki, bu gün
Kafkasya’da, çok tanrılı dönemden kalma geleneksel
kültürlerini halen devam ettirmekte, evlerinin
bahçelerinde bulunan demirhanelerde her yıl gerektiği
gibi kurbanlarını keserek ibadetlerini
gerçekleştirmektedirler.
Bu gün Abhazya’da
50’ye yakın aile mabedi vardır. Bu aileler her yıl kendi
bağlı oldukları inanç sisteminin kurallarına uygun
olarak bir ağacın altına gidip kurbanlarını keser ve dua
ederler. “Nıxa” denen bu
mabedleri “Nxapayü” denen bir rahip
yönetir, her bir “Nıxa”nın ayini ile
ilgili değişik kurallar vardır. Özellikle
“Ajiyra” denen demircilik,
“Axiyra” denen altın işlemeciliği ile dokumaya,
hasat, hayvancılık, tarım gibi üretime yönelik pek çok
ritüelden kaynaklanan dans ve şarkı vardır. Ava
giden, yün eğiren, çapa yapan, mısır öğüten, çift süren,
zor işlere karşı güç birliği yaparak
“imece” oluşturan insanlar saygı,
sevgi ve dayanışma içinde çalışırken neşe ve
sevinçlerini paylaşmak için şarkı söyleyip dans ederler.
Çoğu çok sesli olan bu şarkılar, zengin bir
doğa, ılıman iklim, huzurlu ve ahenkli bir yaşam ve
demokratik bir ortamdan doğmuştur. Kolektif yaşama
bilincinin verdiği güçle herkes görevini iyi bilmekte,
sesler gür ve düzgün çıkmakta, kişinin özgürlük tutkusu
sesine de yansımakta, coşkular dizginlenmemekte, aşka
gelen kişinin attığı naralar bile ahengi bozmamakta, çok
ses, çok renk, çok duygu, çok düşünce bir armoni içinde
dile gelmektedir.
MÖ. 3000-2000 yılları
Kafkasya’da Tunç Çağı olup bu yıllar anaerkil
dönemden ataerkil döneme geçiş yıllarıdır. Aletlerle
birlikte inançlar da değişmiştir. Dolmenler,
Kromlekler, Mengirler, Nart Destanları, Abriskil
(Promethe) efsanesi bu dönemde ortaya çıkmış,
dolayısıyla Adige- Abhaz folklorunun temeli de bu
dönemde atılmıştır. Şimdi sizlere küçük bir örneğini
sunacağımız, mitolojik şarkılar, av ve üretim
şarkıları, hasta tedavisi ile ilgili tanrı şarkıları ve
Awraşa denen halay müziği milattan önceki
dönemlere ait fosil şarkılardır.
Tanrı şarkıları
ile birlikte söylenen Atlarçopa şarkısını müzikologlar
Hitit tanrılarından biri olan Tanrı İl’e yapılan bir
yakarıya benzetmekte Adigeler’in bunu “Yeleri yeleri
Şopa” biçiminde söylediklerini belirtmektedirler.
Mahinur Tuna , 2007
|
|